Dr Nevaf Tekruri: 'Müslüman Halklar Mescidi Aksa İçin Neden Tekrar Meydanlara İnmiyor?'

Filistin Âlimleri Birliği Başkanı ve Dünya Kudüs Haftası Hazırlık Komisyonu Başkanı Dr. Nevaf Tekruri, “Ümmetin âlimleri ve bireylerinin şunu iyi bilmeleri gerekir. Filistin, Kudüs ve Mescidi Aksa bütün Müslümanların davasıdır; ona karşı bir ihmal, Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi’ye yönelik ihmalden daha aşağıda değildir.” dedi.  

Görüntülenme: 94 Tarih: 27 Ekim 2022 18:56
Dr Nevaf Tekruri: 'Müslüman Halklar Mescidi Aksa İçin Neden Tekrar Meydanlara İnmiyor?'

Filistin Enformasyon Merkezi'nin kendisiyle yaptığı kapsamlı röportajda önemli meselelere değinen Tekruri, “O nedenle şuna inanıyorum. Âlimlerden pratik istenen husus, imkânları ölçüsünde ve dairede pratik olarak harekete geçmeleridir. Yönetici ve halk olarak, cemaat, kurum, kuruluş ve birey olarak bütün renkleriyle ümmete, Kudüs ve Mescidi Aksa’ya yönelik şeri görevlerini hatırlamaları, sorumluluğu onlara tebliğ etmeleri ve onlara yüklemeleri gerekir. Aynı şekilde işgalciyle ilişkileri normalleştiren ve bu konuda geri duranlarla ilgili fetva yayınlamaları gerekir.” dedi.

Kendisiyle yaptığımız röportajı sunuyoruz:

Mescidi Aksa’nın karşı karşıya kaldığı tehlikeye karşı Arap ve İslam ülkelerinin resmi ve halk düzeyinde yaptıkları tepkinin hacmini değerlendirebilir misiniz?

Ümmetin, bütün ümmetin davası olan Filistin davasına karşı kusurlu davranmadığını söylemek çok zor. Ümmetin Filistin için çalışması en önemli görevlerden biridir. O nedenle şunu söylemek durumunda kalıyoruz. Bu konudaki faaliyeti, hâlâ istenen düzeyde değildir. Bu kusur resmi ve sivil düzeye göre değişmektedir. Resmi düzeyde bu daha da kendini göstermektedir. Bazen ilişkileri normalleştiren çevrelerin yaptığı gibi hıyanet düzeyine bile ulaşıyor. Bazılarının kusuru ise hiç ilgilenmemek ve oralı olmamak şeklindedir. Daha önce yaptıkları (sözden öteye geçmeyen) kınama ve eleştiriyi şimdilerde duymaz olduk.

Âlimler düzeyinde ise durum biraz daha iyidir. Biraz daha hareketlilik var. Ancak bu da istenen düzeyde değildir. Zira âlimlerin rolü ve görevi şu anda yaptıklarından daha fazladır. Âlimler halkların gerçek liderleridir. Her düzeyde etkili olan insanlardır. Yaptıkları bazı görev ve yerine getirdikleri kimi sorumlulukları yapmaları gerekenin tümü değildir. 

Halk düzeyinde de durum aynıdır. İşgalcinin Mescidi Aksa’ya yönelik baskın ve saldırıları karşısında Müslüman halkların gösterdiği tepki istenen düzeyde ve bu halkların sorumluluğu düzeyinde değildir. Çünkü bu durumda ümmetin bünyesindeki halkların meydanlara inmesi, basını iyi kullanması ve mali destekte bulunması gerekir.

Mescidi Aksa’yı korumak için ümmete ne gibi görevler düşüyor?

Ümmetin hem âlimleri hem de ümmetin bünyesindeki halkların şunu anlaması hem de iyi idrak etmesi gerekir. Filistin, Kudüs ve Mescidi Aksa her Müslümanın davasıdır. Mescidi Aksa'ya karşı bir ihmal, Mescidi Haram veya Mescidi Nebevi’ye karşı ihmalden daha aşağıda değildir. 

O nedenle şuna inanıyorum. Âlimlerinden pratikte istenen husus, hareket edebilecekleri dairede gerekli olan her yolla harekete geçmeleri gerekir. Yönetici ve halk olarak, cemaat, kurum, kuruluş ve birey olarak bütün renkleriyle ümmete, Kudüs ve Mescidi Aksa’ya yönelik şeri görevlerini hatırlatmaları, sorumluluğu onlara tebliğ etmeleri ve onlara yüklemeleri gerekir. Aynı şekilde işgalciyle ilişkileri normalleştiren ve bu konuda geri duranlarla ilgili fetva yayınlamaları gerekir. Bu aşağılık projelere karşı Müslüman halkları uyarmaları ve harekete geçirmeleri gerekir. O nedenle âlimlerin sadece Filistin âlimlerinden değil bütün ülkelerden ortak bir komisyon kurmaları, ülke ülke gezip halkları görevlerini yerine getirmeye teşvik etmeleri, imkânları ölçüsünde infakta bulunmaya özendirmeleri, sorumluluklarını yerine getirmeleri için idarecilerini harekete geçirmek amacıyla gösteri ve yürüyüşler yapmaya çağırmaları gerektiğini düşünüyorum.

Yine heyetler kurup kendileriyle çalışan yöneticileriyle çalışmaları, işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirenlere baskı yapmalarına olanak sağlamaları gerekir. Yine halkların da harekete geçmesi gerekir. Daha önce Mescidi Aksa’ya saldırı yapıldığında Pakistan, Endonezya, Türkiye gibi İslam dünyasının doğusunda ve batısındaki ülkelerde halkların meydanlara indiğini görüyorduk. Ama ne oldu bize? Bugün meydanlarda halkları göremiyoruz. Halbuki saldırılar dünden daha fazla yapılıyor. Halkların tekrar meydanlara inmesi gerekir.

Bugün Kudüs ve Mescidi Aksa’da nöbet tutarak ümmet adına göğüslerini siper eden murabıtların ekonomik olarak desteklenmesi gerekir.

Burada halklara seslenmek istiyorum. Bazıları “Uzaktan yaptığımız eylemlerin ne faydası var?” diyerek ümitsizliğe kapılabilir. Ben size şunu söylemek istiyorum. Sizin tepkinizin, eyleminizin büyük bir etkisi ve önemi var. Bir kere bu davaya ihanet eden yöneticileri zora soktuğu gibi onlara baskı da oluşturuyor. İkincisi, bu hareketlilik düşmanı korkutuyor. Dünya kamuoyunun baskısı için bin bir hesap yapıyor. Üçüncüsü, belki de en önemli unsurdur bu. Bu eyleminizle Kudüs’teki kardeşlerinize destek oluyorsunuz onlara güç ve kuvvet veriyorsunuz. Biz de yorulup bıkkınlık gösterebiliriz. Yorulabiliriz. Ancak Malezya, Türkiye, Pakistan veya başka bir ülkede gösteri ve yürüyüş gördüğümüzde kendimizden utanıyor ve kendimize geliyoruz. Bunun sonucunda cihadımıza ve nöbetimize devam ediyoruz. Ey Müslümanlar, sakın etkinliklerinizi küçümsemeyin!

Peki, Mescidi Aksa baskınları ve burayı Yahudileştirmeye karşı âlimlerin rolü nedir?

Allah Teâlâ âlimlere Allah’ın mesajını tebliğ etmelerini ve bu konuda kınayıcının kınamasından korkmamalarını emretmektedir. Şöyle buyurmaktadır:

“Onlar, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O'ndan korkarlar, Allah'tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter.”

Âlimlerin bugünkü görevi, ümmetin rolünü etkin hale getirmede kendini gösteriyor. Aksa için yapılacak faaliyetlerin en üst düzeyde olması gerekir. Kudüs halkımızla iletişim kurmaları gerekir. Halkları harekete geçirmek, onları teşvik etmek az önce de ifade ettiğimiz gibi halkımızın sebatına güç katacaktır. Âlimlerden oluşacak heyetlerin İslam ülkelerine gönderilmesini önemsiyorum. Buralara gidip zaferi müjdelemeleri, zafere teşvik etmeleri gerekir. İşte bugün yapılması gereken budur.

Âlimlerin diğer bir görevi de, gençlerde bir bilinç oluşturmak, Filistin düşmanlarıyla hainlerin Filistin davasını bölgesel yapma ve bu davanın sadece Filistinlileri ilgilendirdiğiyle ilgili propagandalarını yerle yeksan etmeleri gerekir. Farklı uyruktaki âlimlerin ülke ülke gezip bu ortak söze çağırmaları, bu davanın sadece Filistinlilerin değil, bütün Müslümanların olduğunu söylemeleri, ümmeti bilinçlendirmede, hain bazı idarecilerin gençlerin zihinlerinde bıraktıkları olumsuz izlenimi yıkmada ve Kudüs davasıyla Mescidi Aksa davasını Müslümanların baş gündem yapmalarında etkili olacaktır.

Siyonist işgal rejimi ilişkileri normalleştirme tufanı sonrasında istediği gibi Aksa konusunda at koşturabiliyor mu ve istediği planını hayata geçirebiliyor mu?

Kanaatimce işgal varlığı Allah’ın izniyle şimdiye kadar başarılı olamadığı gibi bundan sonra da başarılı olamayacaktır. Siyonist varlıkla ilişkileri normalleştirme yoluna gidenler ümmetin arızalı kesimidir. Bunlar ümmetlerine ihanet eden kesimdir. Allah’ın izniyle bu ümmet onlara tabi olmayacaktır. Zafer sabrın sonucudur. Bu düşmanla savaşımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Allah’ın izniyle zafer ve olumlu sonuç bizim olacaktır. Düşman yenilecektir. Tabii bu bir aşama ve rauntlar meselesidir. Düşman bazı rauntlarda bize üstün gelebilir. Bu bizim için bir sınav ve denemedir. Kanaatimce bu düşman varlığında bile tereddüt içindedir. İstikrar sağlamasının hâlâ imkânsız ve son derece zor olduğunu düşünüyor. Bu, Aksa’nın çok zor bir aşamadan geçmediği, Siyonist tehdidin sürmediği, Yahudileştirme aşamasının en kritik ve riskli döneminde olmadığı anlamına gelmiyor. Bu durum bizim Aksa’da nöbetimizi yoğunlaştırmamızı, sabır göstermemizi ve daha fazla çalışmamızı zorunlu kılıyor.

Aynı şekilde Kudüs halkının maddi ve manevi olarak desteklenmesini, bu yöndeki çabalarımızı yoğunlaştırmamızı zorunlu kılıyor. Düşman, Kudüs halkını yalnız bırakamayacaktır. Onun asıl istediği budur. Bazen ümmetin gafletinden ve yeterince sahip çıkmamasından düşman yararlanıyor tabii. Ancak hiçbir zaman tamamıyla burayı ele geçiremeyecek ve buraya hâkim olamayacaktır. Allah’ın izniyle Mescidi Aksa’yı yalnızlaştıramayacaktır. Aksa her türlü bedel ve fedakarlığı hak ediyor. Düşmanın korkak olduğunu biliyoruz. Çatışmayı sürdüremeyeceğini çok iyi biliyoruz. Fakat bizim de sabırla bezenmemiz, sebat etmemiz, rıbata devam etmemiz, Filistin içinde ve dışında destek vermemiz gerekir. Bana göre Mescidi Aksa için daha fazla faaliyet yapmamız gerekir.

Filistin dışında olduğumuz ve buradan konuştuğumuz doğrudur. Filistin içinde meydana gelen olaylardan uzakta konuşuyoruz. Ancak burada hem içerdeki Filistin halkımıza hem de dünyanın dört bir yanında yaşayan Müslümanlara bir sorum olacak. Acaba imkanımız dahilinde olan her şeyi yaptık mı, yoksa kullanmadığımız başka imkanlarımız var mı? Düşmanla savaşta elimizde henüz kullanmadığımız birçok şey var. Kanaatimce içerdeki halkımızın nöbet ve direnişte henüz kullanmadığı imkânları olduğu gibi, dışarıdaki Müslümanların da henüz kullanmadıkları enerji ve imkânları bulunmaktadır.

Düşmanla normalleşmeye karşı rolünüz nedir?

Normalleştirme peşinde koşanları herkese teşhir etmekle ve büyük bir ihanet içinde olduklarını, bu ihanetin bazen irtidata kadar varacağını beyan etmekle, bu konuda fetva yayınlamakla görevimiz ve misyonumuz bitmedi. Birçok âlim bunu yaptı. Bunun devam etmesi, artırılması ve yayılması gerekir. 

Düşmanla ilişkileri normalleştirmeye karşı çıkarken, Filistin içinde bu planları başarısız kılmaları ve her türlü direnişi göstermeleri için Filistin halkını desteklememiz gerekir. Bunu yaparken ilişkileri normalleştirmenin ümmete Siyonist projeye karşı direnişte ek bir kapı araladığını da biliyoruz. Bu konuda Filistinliler olarak öncelikle Siyonist projeye karşı direniş göstermeleri, ikinci olarak normalleşmeye karşı mücadele etmeleri gerekirken, ümmetin de birinci derecede normalleşmeye, ikinci olarak da Siyonist projeye karşı direnişi desteklemeleri gerektiğini ifade ediyoruz.

Filistin Âlimleri Birliği'nin hazırlık çalışmalarını başlattığı Dünya Kudüs Haftası'nın hedefleri nelerdir?

Dünya Kudüs Haftası, isra ve miraç olayıyla Selahaddin’in burayı özgürleştirmesinin yıl dönümü olan her yılın Receb ayının son haftasını Kudüs’e ayırmak için çaba gösteren âlimler heyetinin belirlediği bir tarihtir. Bundan amaç ve hedef, bu tarihin âlimlerin öncülüğünde Kudüs’e destek haftası yapılmasıdır. Bu haftada çabalar Kudüs için birleşecek, İslam âliminde hatta dünyada Filistin davası için etkinlikler yapılacak. Kudüs Haftası, Kudüs için belli bir zamanı belirlemek değildir. Aksine çabaları yoğunlaştırmak içindir. Bir yıl için gerekli yakıtı almaktır. Yıl boyunca yapılacakları planlamak ve hayata geçirmektir. 

Filistin Enformasyon Merkezi

Yorumlar